Safranbolu’nun
“dünya mirası” olarak kabul edilmesi boşuna değil. Burası
her biri birer sanat şaheseri evleri, sokakları, hanları
hamamları, camileri, çeşmeleriyle adeta bir açıkhava
müzesini andırıyor.
Kıranköy
Dağınık bir alanda kurulu Safranbolu üç ana bölgeden
oluşuyor. Karabük yönünden girdiğiniz zaman önce Kıranköy
bölgesine geliyorsunuz. Buradan düz devam ederseniz
Çarşı, Belediye'nin önünden sola sapıp devam ederseniz
Bağlar bölgesine ulaşıyorsunuz.
Çarşı
Çarşı bölgesi, sert geçen kış şartlarından ve soğuk
rüzgarlardan korunmaya elverişli iki vadinin içinde
yer alıyor. Ticaret hayatının merkezi olan Çarşı'da
sokaklar dar ve evler birbirine hayli yakın bir şekilde
sıralanıyor.
Bağlar
Bağlar bölgesi ise buraya 3 kilometre uzaklıkta, 200-300
metre daha yüksekte, eskilerin "yel üfürür, su
götürür" dedikleri cinsten, her tür rüzgara açık
bir arazi üzerinde kurulu. E peki, burada yaşayanların
yarısı tam, yarısı eksik akıllı mıymış ki bir bölümü
evini, kendini soğuktan korurken, diğer bölümü sinesini
rüzgara açarmış? Hayır efendim düşündüğümüz gibi değilmiş.
Burada yaşayanlar keyiflerine fazlasıyla düşkünmüş.
Benim senin deden başını sokacak bir evi zor bulurken,
buralıların dedeleri ikişer ev edinirmiş. Kışın Çarşı'daki
evlerinde, çatır çatır yanan ocakların karşısına geçip
kemiklerine kadar ısınır; yazın Bağlar'daki evlerinde
püfür püfür esen rüzgara karşı durup serin serin otururlarmış.
Burası sefa yeri olduğundan evlerin bahçeleri daha büyük
tutulmuş. Nitekim, Bağlar'a çıkıldığında günlük yaşamın
büyük bölümü bahçelerde geçermiş. Kahvaltı, öğle ve
akşam yemekleri, her bir tanesi ceviz iriliğinde "çavuş
üzümü" salkımlarının sarktığı çardaklar altında
yenirmiş.
Doğaya saygı
Safranbolu’da yapılaşma belirli bir imar planına göre
oluşmamış. Ancak yine de tüm evler "çevreye ve
komşuya saygı" esasına göre yapılmış. İnsanlar
bilimsel değil ama içgüdüsel olarak manzarayı ortak
paylaşmışlar. Nitekim hiç bir ev diğerinin manzarasını
kapatmamış.
Evlerin inşasında tek bir malzemeye bağımlı kalınmamış
taş, kerpiç, ahşap ve kiremit büyük bir uyum içinde
kullanılmış.
Safranbolu'da evlerin avluları, yollar, meydanlar hep
taşla kaplanmış. Bu taşlar, öyle senin benim bildiğimiz
gibi değil, yağmur sularını toprağa geçirecek şekilde
döşenmiş. Böylece sağındaki solundaki ağaç köklerinin
yeterli su almaları sağlanmış. Anlayacağınız Safranbolulular
sadece insana değil, yaşadıkları yöreye ve doğaya da
saygı gösteregelmiş.
Evleri dünyaca ünlü
Safranbolu’da geleneksel Türk mimarisini yansıtan evlerin
sayısı iki bini buluyor. Yaşları 100-400 yıl arasında
değişen evler kapısından gireni geçmişe yolculuğa çıkarıyor.
Evlerin anatomisi
Safranbolu’da evlerin inşasında tek bir malzemeye
bağımlı kalınmayıp taş, kerpiç, ahşap ve kiremit büyük
bir uyum içinde kullanılmış. Genelde üç katlı olarak
inşa edilmiş. Oda sayısı 6-8 arasında tutulmuş.
Evlerin girişinde bir "hayat" bulunuyor; ahırlar,
büyük kazanları kaynatmaya elverişli ocaklar, ambarlar,
odun kurutulan havadar kafesli bölümler "gliste"
burada yer almış. Mutfak, selamlık gibi günlük yaşama
alanları ikinci kata yerleştirilmiş.
Üçüncü kata çıkınca kendinizi etrafında yatak odalarının
yer aldığı geniş ve aydınlık bir sofada buluyorsunuz.
Odaların en belirgin özelliği kapılarının köşelerde
yer alması ve hemen girişte ahşap bir paravana bulunması...
Çepeçevre sedirle kaplı odaların duvarlarında ahşap
dolap ve raftan bol bir şey yok. Hemen her girinti çıkıntı
değerlendirilmiş. Odalarda bulunan ocaklar şimdinin
şömineleri gibi süs için değil... Isınmadan yemek yapmaya,
su ısıtmaya kadar çok amaçlı düşünülmüş. Dolaplardan
biri “gusulhane” olarak dizayn edilmiş. (Şimdilerde
buraları bazı ilavelerle duş kabini görevi görüyor.)
Pencereler hayli bol tutulmuş, böylece gün ışığından
azami derecede yararlanılması amaçlanmış. Odaların senin
benim evin salonundan büyük tutulması ise gerektiğinde
burada bir ailenin yaşayacağının düşünülmesinden kaynaklanmış.
Zira o zamanın adetlerine göre, erkek çocukları evlenecekleri
zaman şimdilerde olduğu gibi "nasıl geçineceğiz"
diye kara kara düşünmezmiş. Ayrı ev açmaz, gelini baba
evine getirir, bu odalardan birine yerleşirmiş. Anlayacağınız
o devirde "ekmek baba evinden, su ana elinden"miş...
Halkı keyfine düşkünmüş
Bura halkı keyfine fazla düşkünmüş... Yatarken, sen
ben gibi boş tavan seyretmek istememiş, üst katlardaki
oda ve sofaların tavanlarını ahşap süslemelerle kaplamışlar.
Ama ne süsleme? İnce işçilikte her biri diğeriyle adete
yarışmış...Bu arada bazıları, keyif işinde biraz daha
ileri gitmiş, evlerinin selamlık bölümüne havuz yaptırmış.
Havuz dediysem, öyle üç-beş akvaryum balığı alacak büyüklükte,
bir iki karış derinlikte, küvetten hallice sanmayasınız
haa... Derinliği, neredeyse ben boyda... Genişliği derseniz,
vallahi bizim evin salonunu iki defa içine alır büyüklükte...
Kaymakamlar Evi
18. yüzyılın başlarında Safranbolu kışlası kumandanı
Yarbay Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılmış. O
devirde yarbaya “Kaim-Makam” denmesi nedeniyle halk
arasında ailesi ve evi bu lakapla anılır olmuş.
Çarşı içinde, Hıdırlık Yokuşu Sokağı üzerinde bulunan
yapı, kentsel dokusunu ve tüm mimari özelliklerini günümüze
kadar korumuş. Şimdilerde müze olan bina Türk toplumunun
18 ve 19. yüzyıllardaki yaşamı hakkında tam bir bilgi
veriyor.
Bahçesindeki bir zamanların “uşak evi” şimdilerde kafe
olarak kullanılıyor. Bu iki katlı sevimli mekanda bükme
eşliğinde çay yudumlamanın keyfi bir başka oluyor. Burayı
Osman Günday işletiyor.Tel: 0370 725 3161
Kilerciler evi
Musalla mahallesinde, iki sokağın birleştiği köşede
bulunan ve şu anda müze olarak kullanılan Kilerciler
Konağı 1884 yılında inşa edilmiş. Bahçesini boydan boya
çeviren taş duvarı, konakla öyle bir bütünleştirilmiş
ki, sadece bu bile görülmeye değer bir sanat şaheseri.
Konağın bir diğer özelliği de, haremlik ve selamlık
girişlerinin ayrı ayrı sokaklara açılıyor olması.
Hemen altındaki kafe ise sedirlere yerleştirilen masaları
ile ilginç bir görünüm sergiliyor. “Uğramadan geçmeyin”
derim
Havuza gel...
Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun otel olarak işlettiği
Asmazlar Konağı’nın havuzlu salonu şimdilerde kafe olarak
hizmet veriyor. Görmeden geçmemek gerekiyor.
Yatması başka keyif
Safranbolu evlerinin havasını tam olarak soluyabilmek
için gezmek yetmiyor. En azından bir iki gece yatıp
odalardaki detayları keşfetmenin, yüklüklerin içinde
gizlenmiş banyolarda yıkanmanın, sedirlerine yayılmanın
keyfini çıkarmak gerekiyor.
Çarşı dediğin böyle olur
Esnaf güleryüzlü... Müşteriyi alışverişe zorlamamaları
bir yana “misafir” muamelesi yapıyorlar... İlle de bir
ikramda bulunmadan mümkünü yok bırakmıyorlar.
Burada herşey özgün
Safranbolu’nun çarşı düzeni tüm yerleşim yerlerine örnek
teşkil edecek bir özellik taşıyor. Her sokakta ayrı
bir esnaf grubu oluşmuş. Eğimli bir arazi üzerinde kurulu
kentte şekerciler, saatçiler, kuyumcular, manifaturacılar
üst kesimde; kasaplar, kunduracılar, semerciler, demirciler,
bakırcılar, kalaycılar orta kesimde; tabakhaneler en
alt kesimde yer almış. Anlayacağınız esnaf merkezden
başlayarak çevreyi en az kirletenden, en fazla kirletene
doğru sıralanmış.
Faaliyet gösterdikleri mekanlar özgün, taş sokakları
özgün, sattıkları eşyalar özgün... Üstelik buranın esnafı
başka yerlerde gördüklerinize de benzemiyor. Sizi güleryüzle
karşılıyor, alışverişe zorlamıyor... “Müşteri” değil
de “misafir” muamelesi yapıyor. İlle de çay kahve ikram
ediyor. Yorulursanız, sokak aralarındaki küçük ve sevimli
kahvelere demir atmak da pek keyifli oluyor. Öyle olunca
buranın çarşısını gezmek keyiften de öte, inanılmaz
bir zevk haline dönüşüyor.
Cinci Han
1640-1650 yılları arasında inşa edilen muhteşem Cinci
Hanı, Osmanlılar döneminde ipek yolu üzerinde bulunan
Safranbolu’da çok önemli bir konaklama ve ticaret merkezi
olarak görev yapmış. Ortasındaki avluda bir de havuzun
bulunduğu han, restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının
ardından eski günlerine dönmeyi bekler olmuş. Aynı tarihlerde
yapılan Cinci Hamamı da halen tıkır tıkır çalışırmış.
Simitçi
fırını bile tarihi
Cinci Hamamı solunuza alıp çarçıya inerken
hemen sağda “Safran Simitçi Fırını” ile karşı karşıya
geleceksiniz. Eski Safranbolu Kazdağlı meydanı mevkiindeki
bu tarihi fırının sahibi Mehmet Koca, işi dördüncü nesil
olarak götürüyor. Birkaç basamak merdivenle inilen bu
minik ve sevimli taş fırın simidiyle ünlü. Yanısıra
kırıkkırak ve yufka ekmeği de yapılıyor. Buranın simitleri
bildiklerimizden hayli farklı bir yöntemle pişiriliyor.
Nitekim hamur açılıp şekillendirildikten sonra önce
haşlanıyor; taş fırına daha sonra veriliyor. Susamsız
olmasına karşın hayli lezzetli oluyor. Bu işin ustası
Burhan Kartal, 30 yıldır burada kürek sallıyor.
Tel: 0 370 712 8544
Saraç Hüsnü Yıldırım
Çarşı içinden Kilerciler Konağı’na giden yolun sonlarına
doğru solda (Musalla Mahallesi, Manifaturacılar Sok.
No: 47) 40 yıllık saraç Hüsnü Yıldırım’ın dükkanını
göreceksiniz. Dükkan dediysem dış görünümü daracık bir
kapıdan ibaret. Eşiği o kadar yüksek ki, Hüsnü içerde
işini işlerken pencere önünde oturuyor izlenimi veriyor.
Burada temelde bir atın ve binicisinin ihtiyacı olan
ne varsa o yapılıyor. Dükkanın dış cephesini eyerler,
koşum takımları, değişik kemerler, fişeklikler, nazar
boncukları kaplıyor.
Tel: 0370 725 2810
Fener evler
Safranbolu çarşısında dolaşırken, hediyelik
eşya satan dükkanların hemen tamamında, evlerin tahta
maketlerini göreceksiniz. Biraz daha yakından bakınca
bunların fener olduğunu anlayacaksınız. Özellikle yabancı
turistlerin almadan geçmedikleri bu fenerlerin nasıl
yapıldığını görmek isterseniz beni takip edin... Çarşı
içinden Kilerciler Konağı’na çıkarken, saraç Hüsnü Yıldırım’ın
dükkanının yanından sola sapın. Bu işin ustalarından
Maketçi İsmail'in yerine gelin.
Tel: 0370 712 8769
Yalanmadan
geçilmiyor
Konumu
gereği çarşıya inerken veya dönüşte mutlaka Özkan Market’in
(Çeşme Mah. Yukarı Çarşı No:8) önünden geçiyoruz. Daha
doğrusu geçemiyoruz! Hemen önünde yanyana dizili çuvallara
takılıyoruz. Öyle her yerde bulunamayacak “uzun empürme”den
“göbeği benli”ye; “sarı sare”den “Fatma hatun”a fasulye
çeşitlerini, Tosya’nın enfes pirincini, yörenin ala
nohutunu görüyoruz. Bunların usulünce pişmiş hallerini
hayal edip, kuzu ciğeri görmüş kedi gibi yalanıyoruz.
Tel: 0370 712 6067
Lokumları
lokum gibi
Safranbolu lokumlarıyla da ünlü. Şekercilerinde sadesi,
fındıklısı, çifte kavrulmuşu, güllüsü, safranlısı her
çeşit lokum vitrinleri süslüyor. Safranlısı sapsarı
görünümüyle hemen göze çarpıyor. Yörenin bir de yaprak
helvası ünlü. Nasıl yapıldığını merak ediyoruz. Cinci
Han’ın ana giriş kapısının yanındaki Astat lokumcusuna
girip Ali Ekrem Kurt ve Hamiyet Deniz’den (şimdilerde
İmren lokumcusunda çalışıyorlar) bilgi alıyoruz. Bildiğimiz
kos helvalar yaprak yaprak açılıp, aralarına ceviz konulup
katlanarak yapılıyormuş. Şekercilerde ayrıca tahin,
ev işi pekmez ve reçel de bulunuyor.
Tel: 0370 712 6529
Çeşmeden
geçilmiyor
Safranbolu
çeşmeden geçilmiyor. Zamanında gelen yaptırmış, giden
yaptırmış. Sayıları neredeyse 150’yi buluyor. Yaşları
derseniz 350’ye kadar gidiyor. Ancak şu anda ne yazık
ki çoğu çalışmıyor.
Safran altınla yarışıyor.
Bir zamanlar yörede bolca yetişen ve Safranbolu’ya adını
veren “safran”, şimdilerde sadece 20 kilometre uzaklıktaki
Davutobası köyünde ve az miktarda yetiştiriliyor.
Safran, kendi ağırlığının yüz bin katı suyu boyama gücüne
sahip bulunuyor. Yerlisi pahalıya satılıyor... Düşük
kaliteli ithal İran ve İspanyol safranıysa daha ucuza
gidiyor.
Geçmişte kumaş ve halı ipliklerinin boyamasında da kullanılan
safran, günümüzde kozmetik ve ilaç sanayileri ile buralarda
zerde, pilav ve lokum yapımında kullanılıyor. Yurt dışında
ise çorbalardan et kızartmalarına, tatlılardan tuzlulara
çok yaygın bir kullanım alanına sahip bulunuyor.
En fazla kimler geliyor?
Japonlar
Yeni Zelandalılar
Avusturyalılar
Amerikalılar |