1-
Hisarönü'nden gezi teknemiz Simena'ya atlıyoruz...
Demir alıp, koylara doğru süzüle süzüle yola çıkıyoruz...
Teknemiz lebaleb yabancı dolu... Ben ve benim "muavin"den
başka yerli yok...
2- Martı Marina'nın yanından geçip,
ilk durağımız Orhaniye'ye geliyoruz. Turistler, denizin
ortasında yürüyen insanları görünce önce şaşırıyor...
Sonra kendileri de inip Kızkumun'da yürüyor...
3- Selimiye'yi
açıktan geçip Kamelya Adası'na geliyoruz. Buradaki
eski manastırın, çakıl taşlarından yapılma zemini görenleri
hayran bırıkıyor... Tertemiz pırıl pırıl denizi, Manastır'ı
ikinci planda bırakıyor...
4- Dişlice Adası'na geliyoruz...
Uzaktan bakınca gerçekten de diş diş duruyor... Dişlice,
kayalara tırmanıp atlama meraklıları için ideal...
Körfezde yelken açanlar da genelde burada mola veriyor...
5-
Şimdi Yeşil Deniz'deyiz (Green Sea)... Burası adını
çimenlik gibi yemyeşil denizinden alıyor... Burası
küçük ve sevimli bir koy... Teknedeki çocuklar da en
çok burayı seviyor...
6- Son durağımız İnbükü'ne geliyoruz...
Reytingini artırmak için buraya "Emel Sayın koyu" diyorlar...
Tepemi attırıyorlar... Karadan da gelinebilen, böylesi
güzel bir yere, başka isim koymaya gerek olmadığını
bilemiyorlar...
oynayan kızlar...
Teknede yemek saati pek de neşeli geçiyor. Salata,
tavuk, köfte ve makarnadan oluşan yemekler şirketten,
kola ayran, rakı şarap gibi içecekler cepten... Az
kalsın unutuyordum; bu yabancılar, vallahi pek de iyi
göbek atıyor...
Mürettabat neşeli
Simena'nın mürettabatı "full neşe"...
Soldan sağa Orhan Taşel (Bir garip armatör), Tuncay
Kırlı (Obur), Gökay Yavuz (Rambo), Ahmet Tekeli (Mandingalı),
Melih Tiryaki (Çıtkırıldım) ve Tuncay Saatçi (Misafir
korsan).
|